Telefonları kapatıp bir süre zihnimi dinlendirmeye karar verdim. Güneş batmak üzereydi. Bir kadeh kırmızı şarap ve keman sesiyle bu anın tadını çıkarmalıydım. Kadehlerin olduğu büfeye yöneldiğimde duvardaki aile fotoğrafında Marc ile göz göze geldim. Tüm yaşanmamışlıkları ile hüzün dolu gözlerdi bunlar. Güneşin inen ışıkları fotoğrafın üzerine yansıdı bir anda. Marc' ın gözleri ışıldadı. Sanki "Artık beni düşünme, ben huzurluyum" der gibiydi.
Şarabımı alıp camın önündeki koltuğuma yerleştim ve ufka daldım. Akşam üzerinin değişik bir etkisi vardır. Gün batmaya yakın bir hüzün sarar insanları. Geçmiş gelir hep akıllara. Ben de geçmişe gittim ve eski günleri seyrettim zihnimde film seyreder gibi.
Biz iki kardeştik, daha doğrusu ikizdik ve hep birlikte büyüdük. Aynı okullara gittik. Anne ve babamız her zaman yanımızdaydı. Mutlu bir aileydik. Marc ve ben aynı üniversiteye kaydolduk. Babamız ünlü bir fizik profesörüydü ve bize fiziği çok sevdirmişti. Okulu başarıyla bitirdikten sonra yine birlikte yüksek lisans yaptık. Doktora için de aynı okulu seçtik. Bahar tatilinde eve geldiğimiz bir hafta sonu babam göle pikniğe gitmeyi teklif etti.
Çocukluğumuzdan beri bu bizim ritüelimizdi. Babam bizi ödüllendirmek isteği zaman, bir şeyi kutlayacağımız zaman hep göle pikniğe giderdik. Babam ve Marcc balık tutardı. Annem ve ben de derin sohbetlere dalardık. Sonra annemin akşamdan meşhur soslarında dinlendirdiği etleri pişirirdi babam. Marc salata yapardı. Hep birlikte yemeğimizi yer, fiziğin ulaştığı son noktayı ve henüz ispatlanamayan teorilerimizi tartışırdık.
O gün yaşayacağımız acıdan habersiz her zamanki gibi neşeyle pikniğe gittik.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder