İzleyiciler

18 Ocak 2017 Çarşamba

İş Dünyasında Savaş

Antropologlar tarihte, iş dünyasının ilk savaşının yedibin yıl önce Mısır' ın Nil Bölgesi' nde bulunan 117. mezarlık adıyla anılan bölgede yaşandığını söylüyorlar. Yerleşik düzene geçiş ile başlayan tarım ilk zamanlarda herkese yetecek kadar yapılamadığından, ürünlerin paylaşımı konusunda sık sık savaşlar yaşanırmış.
Bu savaşlar neticesinde yetiştirilen ürünün kıymetini anlayan insanoğlunda, sahip olma , sınırlarını belirleme, ürününü koruma güdüsüyle strateji geliştirme düşünceleri oluşmaya başlamış.
Zaman içinde zor savaşları kazanan bir çok komutanın nasıl savaştıklarını incelediğimizde çok başarılı stratejilerin sonucunda kazandıklarını görüyoruz.
Strateji konusunda, eski bir Çin generali, filozof ve strateji uzmanı olan Sun Tzu bu konuda bize çok faydalı bilgiler veriyor.
Sun Tzu' ya göre strateji belli bir plana göre hareket etmek değil, değişen koşullara göre hareket etmektir. Yani strateji bir canlıdır. Nefes alır, düşünür ve hamle yapar. Bütüne bakılarak yapılan bir plan vardır. Bunun yanında her adımda yenilenen bir plan vardır. Tıpkı insanın kaderinin attığı her adımda yenilendiği gibi.
Sun Tzu' nun "Savaş Sanatı" adlı kitabında anlattığı dikkate alınması gereken dört dersi vardır. Bu başlıkların altını şirketler için dolduralım.
1 ) Strateji 
"Fethettiğim yerdeki herkes, kullanılan taktikleri görebilir ama kimsenin göremediği şey, bu zaferin hangi strateji ile kazanıldığıdır." der Sun Tzu
Firmanın, markanın ve müşterilerinizin özgün olduğunu aklınızdan çıkarmamanız gerekmektedir. Öncelikle tüm çalışanlarla birlikte hareket etmeli, kendi yapınızı çok iyi tanımalı, bu yapınızın müşteri yapınızla ne kadar örtüştüğünü belirlemelisiniz. Her firmanın izleyeceği strateji aynı olamaz.
2 ) Düşünce Tarzı
"Kendinize inanmalısınız" der Sun Tzu.
Bir komutan düşünün, kazanamayacağı savaşa gitmez. Mutlaka kazanacağına tam bir inançla gider. Başarılı girişimcilerin başarı hikayelerini okuduğumuzda ortak nokta işe inanarak başlamalarıdır. Hatta bir çoğu çevresinden manevi destek de almamıştır. Ancak kendileri başarıya yüzde yüz bir inançla odaklandıklarını söylerler.
İslamiyet tarihindeki savaşlarda Halin Bin Velid isimli kumandan kazanılması çok zor olan, asker sayılarının üç katı daha fazla olan orduları yenmiştir. Yaptığı stratejiler uzun yıllar konuşulmuştur. Kaynaklardan edinilen bilgilere göre asker olmayı çok seven ve kendinin bu görevde başarılı olacağına yüzde yüz inananan, içinde şüphesi olmayan bir kumandanmış. Böyle olduğunda başarı kaçınılmaz olur.
Bir numaralı derse ait bir örneği Halid Bin Velid adı geçtiği için burada yazmak istiyorum. Bir savaşta düşmanla karşılıklı mola verdiklerinde, gece tüm ordunun yerini değiştirir. Sağdakileri sola, soldakileri sağa, yukarıdakileri aşağı,aşağıdakileri de yukarı alır. Gün aydınlandığında savaşa devam edecekleri zaman düşman yeni birliklerin yardıma geldiğini, sayılarının çoğaldığını düşünür ve geri çekilir. Böylelikle savaşmadan savaşı kazanır. İşte bu bir stratejidir.
3 ) Fırsatlar
"Fırsatlar ele geçirildikçe çoğalır" der Sun Tzu
Ufak büyük demeden her fırsatın değerlendirilmesi gerekmektedir. Çünkü fırsatlar değerlendirildikçe yeni gelenlere yol hazırlar. Fırsatları fark etmemek firma için büyük eksikliktir.
4 ) Küçümseme
"Zayıfmış gibi yapın, rakibinizi daha fazla kibirlendirin." der Sun Tzu
Çok güçlü bir izlenim vermek ya da gerçekten çok güçlüyseniz bunu göstermeniz, sadece rakibinizin de güçlenmesine yarar. Gücünüzü saklarsanız rakibinizin kibirlenmesine yol açarsınız. Bu durumda rakibiniz her an hata yapabilir bir duruma gelir çünkü kendine olan fazla güveni onun hata yapma olasılığını artırır. Güçsüz görünmek rakibiniz tarafından dikkate alınmamanıza yol açar ve siz usul usul ilerleyip rakiplerinizin ummadığı bir anda piyasada patlama yaparsınız.
Bir yerlerde, birilerinde farkındalık yaratmış olmak umuduyla,
Sevgilerimle Gönlünüze eğiliyorum

Alıcı ve Verici Ayrılığının Anatomisi

Ayrılığa çeyrek kala insanlar kendileri olurlar. İlişki içinde girdikleri rolden çıkarlar. "Seni hiç tanıyamamışım" cümleleri uçuşur havada. Tanıyamamışsın değil. Senin tanıdığın insan gerçek değildi de ondan. Şimdiki gerçek. Kendi oldu. Senden tüm beklentisi bitti. Artık sana rol yapmasına, gözüne girmeye çalışmasına gerek kalmadı. Çünkü seni sömüre sömüre tüketti. O şimdi sömürecek başka bir ruh peşinde.
İnsanlar işte böyle soyunurlar rollerinden ve böyle biter ilişkiler. Maskelerle başlayan, alınan rollerin oynandığı ilişkiler, perdeler kapanırken, maskeleri ellerinde terkederler sahneyi.
Genelde de bir verici bir alıcı olur. Artı eksi gibi birbirlerini çekerler. Alıcı ve verici arasında denge sağlanamadığında bir taraf hep verici olduğunda ilişkinin heyecanı da biter. Alıcı taraf almaya o kadar alışır ki karşısındaki kişi onun artık heyecan duyduğu sevgilisi değil sadece ihtiyaçlarını gören, hayatını kolaylaştıran biri haline gelir. Kadınsa rolü anne olur, erkekse rolü baba olur. Sevgililik biter.
Ayrılık sinyalleri başladığında, verici taraf vermeyi keser. Bir süre böyle devam eder. Alıcı mutsuz olmaya başlar, uzaklaşır, başka bir verici için siyallerini göndermeye başlar. Tabi bu durum çok uzun sürmez. Verici artık noktayı koyar. Alıcı bu durumdan da hoşnut değildir. Ya hemen bir verici bulamazsa diye düşünür ya da bulduysa da ikisini bir idare etmek ister. Boşta kalmak istemez. Çünkü o, ruh sömürerek yaşamaya alışmıştır. Yoksa yaşayamaz.
Dengesiz hareketler sergilemeye başlar. Bir arar herşey normalmiş gibi konuşur. Sonra ertesi gün arar soğuk konuşur ama aramaya devam eder irtibatı kesmek istemez. Çünkü diğer vericiyle işler yolunda gitmezse geri gelmek için bu taraftaki kapıyı aralık bırakmak ister.
Bunca bencilliğine rağmen yine de mutsuzdur. Bir tek mutsuzluğuna çare bulamaz. Oysa bilmiyor ki insanlar sevdikçe, karşı tarafı mutlu ettikçe mutlu olurlar. Karşındaki kişiye bağlı mutluluklar gelip geçicidir. Bir insan ya mutludur ya da değildir. Mutluluğu, kişiye bağlı yaşayanların mutluluğu geçicidir. O kişi hayatından gittiğinde yine mutsuzluğuna geri döner. Yeni biri ile yine kısa bir mutluluk, sonrası yine hüsran. Yani bencil insanlar mutsuzdurlar.
Mutluluk içimizde :)
Sevgilerimle Gönlünüze Eğiliyorum

Damladan Ummana M.M.G.Ş.: Çıplak

Damladan Ummana M.M.G.Ş.: Çıplak: Bir odanın içindesin, İki penceren var, Birinde gece, Birinde gündüz, Ve deniz Mavi, masmavi, Ve martılar, Geçer başını...

15 Ocak 2017 Pazar

Bulutlu Bir İstanbul Günü

Dünkü güneşli havadan eser yok. Sabah yedide üstümde bulutlarla uyandım. Bulutlar bana düşünceleri hatırlatır. Bu gün İstanbul çok düşünceli. İnsanların düşünceleri buhar olup bulutları oluşturmuş.
Ben bunları düşünerken gökyüzü ağlamaya başladı. Oysa ki dün güneşliydi. Hayat da böyle değil mi? Bir güneşli bir bulutlu.
Dün bir arkadaşım aradı. Beş aydır devam eden bir ilşkisini sonlandırmış. Uzun uzun dinledim yorum yapmadan. Telefonu kapattıktan sonra ilişkiler üzerine düşündüm.
İki insanın anlaşması için önce ikilikten kurtulması gerekiyor. Sen ve ben olduğunda adı birliktelik olmuyor. Kesişen iki küme getirin gözünüzün önüne. Kesiştikleri alan aslında birliktelikleri. Ne kadar birbirlerine uyumlanırlarsa ortadaki alanda o kadar büyüyor.
İyi anlaşan çiftlerin zaman içinde birbirlerine benzediklerini duymuşsunuzdur. Sevgi, sevdiğin insanda yok olduğunda yeni biri olarak, daha da zenginleşmiş olarak dirilmektir belki de.
Divan edebiyatı şiirlerinde de sevgiden hep böyle bahsedilir. Hatta benim de bir zamanlar sevgi konulu şiirler yazmışlığım vardır :)
Esmam vahid-ül Kahhar dedi
Rüzgarı beni deldi geçti
Benliğimi hiç edip,
Varlığında diriltti…
Dokunmadan “BİR” olduğum,
Loş karanlıklarında “KUL” olduğum,
Harflerinde “YOK” olduğum,
Ey AŞK neredesin…
AA 02.07.2013 13:27
Evet sevgi emek ister. Her iki tarafın da tek kişilik değil artık iki kişilik bir hayatı kabullenmeleri üzerine çoğalır sevgi, böyle olursa devam eder ilişkiler. İlişkiyi benimseyen kişiler en basit bir karar alırken bile yol arkadaşlarına göre karar alırlar. Yol arkadaşını hayatının akışına dahil edebildiğin kadar ilişiksindir ona. Adı üstünde ilişki.
Kesişen kümelerinizi büyütmeniz dileğiyle...
Sevgilerimle gönlünüze eğiliyorum

Bir Atı Olmalı İnsanın

Bir atı olmalı insanın hem de gerektiğinde ışık hızında gidebilecek bir atı olmalı. İçinden çıkılamaz durumlarda seni alıp götürmeli mutluluk diyarına. Uzaktan bakabilmelisin bu gezegene zaman zaman.
Demelisin ki Ey sıkıntılar meğerse ne kadar da küçükmüşsünüz. Gördüklerim sadece bir yanılsamaymış. İyi kötü dediğim artı eksi elektronlarmış.
Sonra o güzel at seni tekrar gezegene indirmeli. Bu sefer bilinçli, farkında olarak yaşamalısın bu insanların adına yaşam dedikleri rüyayı.
Davulun sesi de uzaktan hoş gelmiyor mu. Canlılarla aranızda mesafe bulundurun demiş evrenin ulu mimarı. Demek ki bir canlıyı ya da bir olayı yakınımızdayken tanıyamıyoruz, anlayamıyoruz. Tıpkı denizin içindeki balığın denizden haberinin olmaması gibi. Kendimizi biraz uzaklaştırıp kendimize ve çevremize uzaktan bakmalıyız.
Evet bir atı olmalı insanın hatta ışık hızında gidebilmeli gerektiğinde, tüm evreni dolaştırıp, sorun dediklerimizin aslında sorun olmadığını hatta var bile olmadığını bize idrak ettirmeli. Sonra usulca aldığı yere bırakmalı bizi. Ve ondan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmamalı hayatımızda.
İnsan insan olduğunun farkına varmalı haa bir de, ışık hızında giden bir atı olmalı...
Sevgilerimle gönlünüze eğiliyorum

Ortaya Karışık Alayım 2

Günaydınlaaaar
"Ortaya Karışık Alayım" yazımdan sonra tanıdığım ve tanımadığım erkeklerden çok sayıda mail aldım. Meğerse bu konu, erkeklerin kendi aralarındaki gündem konusuymuş. Korkuya bağlı kararsızlık çağın hastalığıymış.
Sevgili erkek okuyucularımın maillerinden kesitleri burada ikinci bir yazı yazarak paylaşacağıma söz verdim. Dertleşmek istediler, onları anlamamızı istediler.
B.K. 38 Özel Sektör Mühendis"Dört yıl önce bir nişanlılık yaşadım. Korkularımdan dolayı nişanlımdan ayrıldım. Bir anlaşmazlığı bahane ettim ayrılırken. Sudan bir sebepten bitirdim anlayacağınız. Benim korkum evlendikten sonra eşimi aldatmak. Daha doğrusu aldatamamak. Ya aldatmak istersem. Aldatsam olmaz, aldatmasam içimde kalır. Gözümün dışarıda olmayacağından emin olamadım."
M.Ü. 47 İşveren Turizm  "35 yaşında yarı görücü usulü diyebileceğim iki yıllık bir evlilik yaptım. Anlaşamadık ayrıldık. Bir daha da evlilik düşüncem hiç olmadı. Beraberliklerim hep kısa oldu. Karşıma çıkan kadınlar da evlilik isteyen kadınlar olmadı ya da oldu ben anlamadım. Bu gün ise evlilik istiyorum ancak bu sefer de korkuyorum. Benim korkum da düzenimin bozulması, özgürlüğümün kısıtlanması, huzursuz bir evlilik yani... "
L.A 50 İşveren Bilişim "Üniversiteyi bitirip askerden geldim ve ilk tanıştırıldığım kız ile evlendim. Hatta eşim benim ilk kız arkadaşımdı. İki çocuğumuz oldu, fena bir evlilik sayılmazdı. İşlerim kötüye gitmeye başladı ve bir gece krizde battım. Ve sonrasında eşimin benim yanımda dik duruş sergilememesi beni batmaktan daha çok etkiledi ve sonunda boşandık. Şu an maddi olarak her şey yolunda, toparlandım ama ruhen toparlanamadım. Aslında düzeni ve aile hayatını seven ve tercih eden bir yapım var ama bir kez daha incinmekten çok korkuyorum. Ne zaman bir kadından hoşlansam, sonunda bağlanırım korkusuyla uzaklaşıyorum."
Bir kaç okuyucumun yazdıklarını paylaşmak istedim. Hepimizin iç dünyası kendimize münhasır. Bu korkuları gerçekten aşmak isteyenler kendilerine uzatılan sıcacık şefkatli yardım elini tutmayı denesinler.
Sonu yine yalnızlık bile olsa denemeye değer. Zaten şu anda da yalnız değil miyiz. Kaybedecek bir şey yok ama kazanacak bir şeyler olabilir.
Sevgilerimle gönlünüze eğiliyorum


Ortaya Karışık Alayım

Kim demiş kadınları anlamak zor diye. Bu söz çok eskilerden geliyor ve hükmünü yitirmiş durumda. Ninelerimizin zamanında belki öyleydi. Çünkü kadınlar isteklerini dile getiremiyorlardı.
Ancak şimdi ne istediğimizi gayet net bir biçimde dile getiriyoruz. Kendi adıma konuşuyorum benim çevremde ima ile konuşan ezik büzük, süklüm püklüm, dert anlatmaya çalışan kadın kalmadı. Kadınların gözü açıldııııı.
Şu an erkekleri anlamak zor. Hepsini bir korku sarmış. Örnek vereyim, yıllardır beraber olduğu kadın ile evlenme kararı alamıyor nedennn. Söyleyeyim neden olduğunu. Çünkü tam adamın aklına "Acaba evlensek nasıl olur" cümlesi geliyooooor hooop o anda bir korku esir alıyor tüm bedenini. İçindeki ses "Oğlum kadınlar çok zeki, bu şimdi sana uysal uysal numara yapıyor. Yarın evlenin anında değişecek. anandan emdiğin süt burnundan gelecek. Maddi , manevi çökersin. Ölürsün kimseye haber vermez. Hemen uzaklaş buralardan bir süre"
Hal böyle olunca erkekler de ilişkiye kendini bir türlü veremiyor. İki gün çok iyi üç gün içine kapanıp uzaklaşıyor, daha da uzaklaşmak isterse hooop üç gün şehir dışı. haftada bir gün gördün gördün :))))
Sürekli esrarengiz tavırlar, "kafam karışık, duygularımlan emin değilim, bana biraz daha süre ver" yaaa arkadaşımmm alt tarafı sevip sevmediğine karar vereceksin. Hem gemimi yürüteyim hem mazotum eksilmesin hem tayfalar bedava çalışssın... Oooooo çok şey istiyorsun canım benim.
Kadınlara tavsiyem bu tip erkeklerden beş altı tane bulundurun. Yani "little little in to the middle" hepsini topla bir tabak yemek ediyor anca...
Konu neydi :)))))
Sevgilerimle gönlünüze eğiliyorum